Kotor/Hırvatistan Karadag 2010 3.Bölüm

15.06.2010 Korcula-Dubrovnik-Kotor-3.Bölüm

Sabah 05.30 da kalkıp valiz topladıktan sonra terminale gidiyoruz. Dubrovnik otobüsü 06.45 te.(Bagajlar 10 kuna parça başı) Bu saatte açık bir yer yok, bir gece önceden  kalan Cukarin mamüllerimiz ile kahvaltı yapıyoruz. Otobüse giderken Perisa ile karşılaşıyoruz. Bize teşekkür ediyor, bizim de memnun kaldığımız bir konaklama oluyor fiyat/lokasyon/temizlik açısından.

Otobüs çok hoş manzaralı bir yerde (Mljet car ferry tabelasına gelmeden az evvel, Rest.Bella Vista) duruyor, eşim çok güzel uyuyor, resim çekmeye ineceğim ama kıyamıyorum uyandırmaya. Otobüs yol boyu dolmuş misali Orebic, Mali Ston gibi birçok yerden yolcu ala ala gidiyor.Yolculuk yaklaşık 3 saat sürüyor. Dubrovnik terminaline geldiğimizde eşimin “Burayı Ankara veya İstanbul terminalinden iyi biliyorum. Son bir senede kaçıncı gelişim!” sözleriyle kahkahayı basıyorum. Hava 33 derece. Nem fazla. Hemen infodan Kotor otobüsünü soruyorum. Saat 10.30 (113kuna kişi başı, bagaj adedi 1 euro malum Karadağ euro kullanıyor ya..) da varmış. Ohh  vakit kaybetmeden geçebileceğiz Karadağ’a diye seviniyoruz.

Kotor Old Town Detaylar

Kotor Old Town Detaylar

 

Dubrovnik ile  Karadağ sınırı çok yakın aslında ama  yollar gidiş dönüş karşılıklı olduğundan trafik oluyor ve  uzun sürebiliyor. Gümrüğe nihayet geliyoruz. Öfff, önümüzde araç yok ama işler çok ağır yürüyor. Kapıdan sınır geçme işini sevmiyorum. Bir de – maalesef Türk pasaportlarımıza genelde gösterilen yoğun alaka!- her seferinde beni sinir ediyor. Huzursuzum. Otobüste önde bir Türk çift daha var. Türkçe konuşurlarken duydum uzaktan. Hırvat polis otobüse binip pasaportları topluyor. Sonra pasaportlar bize geri verilmeden otobüs ilerliyor ve duruyor Karadağ  geçiş noktasında. 30 dakikalık bir bekleyiş sonrası bir kadın polis biniyor, Hırvat asıllı bir kadınla konuşup geri gidiyor. 20 dakika daha bekliyoruz, bu sefer muavin “Tuuurkişşş”  diye seslenince aman diyorum, şimdi abuk subuk cevap ver sorulara. Eşim kalkıp muavine gidiyor o öndeki bayanı işaret ediyor, kızı indiriyorlar otobüsten, hepimiz merakla bekliyoruz. Neyse 5 dk.sonra geliyorlar ve yola devam. İndiğimizde soruyorum Türk arkadaşlara, pasaportunda biryeri okuyamamış polisler.

Kotor detaylar

Kotor detaylar

Sınır geçişi sonrası ilk 30 dakikada, eşimin yüzünden pek beklediğini alamadığını ama ön yargılı olmamaya çalıştığını izliyorum. Eşimin gözüne plansız yerleşimler, dağınıklıklar batıyor, Hırvatistan’a göre daha kirli buluyor, binalar düzensiz ve çarpık kentleşme var. Fakat birsüre sonra inanılmaz manzalar ve Kotor Körfezi’nin doğal güzellikleri ikimizi de mest ediyor.

Otobüs, giriş noktası Herceg Novi’den başlayarak tüm körfezi (kendi deyimleri ile Boka Kotorska ) dolana dolana Kotor’a varıyor. Bu geçişimiz esnasında yapay ve doğal adacıkların üzerindeki kiliseleri görüyoruz. 2009 Hırvatistan gezimizde eşim kilise gezme limitini! doldurduğundan, ayrıca buralara gitmeyeceğiz. Eşimin  tepkilerini izlemek çok keyifli çünkü bir seyahat esnasında araştıran ben olduğumdan çoğu bilgiye, fotoğrafa aşina oluyorum o ise ilk görenin heyecanlarını yaşıyor.

Kotor Körfezi

Kotor Körfezi

Karadağ ve Hırvatistan tamamen iki farklı kültür. Bu kadar yakın olup bu kadar farklı olabileceğini ben de düşünmemiştim.

Karadağ’da özellikle de Kotor ve Budva’da Temmuz ve Ağustos’ta su sıkıntısı olabiliyor ve sular kesilebiliyormuş. Bizim gittiğimiz dönemde bu sıkıntılar yaşanmadı.

Kotor terminalinde de nemli ve çok çok sıcak bir hava var. Kalacak yer ayarlamadık (iyi ki böyle yapmışız, harika bir teyze ile tanışmak nasipmiş), ilk önce terminaldeki sobe(oda) diyenlere itibar etmeyip merkeze gidip birkaç yere fiyat soruyoruz. Kişi başı 25 euro diyorlar oda için, Budva’daki otelimizi kişi başı 23 euro(kahvaltı dahil) ayarladığımızı düşününce pahalı geliyor.

Tekrar otobüs istasyonuna dönüyoruz ve biran önce bitirmek istiyoruz. Sabah 05.30 dan beri ayaktayız ve birgün için yeteri kadar yolculuk yaptık. Bir kadın resimleri de göstererek 15 euro diyor. Bir bakalım diyoruz. Burası otobüs istasyonuna yürüyerek 1, old towna 3 dakika filan. Çok mütevazi bir köy evi denilebilir ama odalar temiz, odada minik banyomuz var, yorgunuz daha fazla araştırmıyoruz. Ev, itfaiyenin hemen arkasındaki sokakta.

Kotor'daki evimiz :)

Kotor’daki evimiz 🙂

Duşumuzu alıp yol yorgunluğunu atıyoruz. Ev sahibi Vukica teyze, İngilizce biliyor. (Karadağ’da Sırpça, Rusça daha hakim, İngilizce, Hırvatistandaki kadar yaygın değil.) Sohbeti çok tatlı kanımız kaynıyor, 1 saat sohbet ediyoruz. Bosna, Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan, savaş ve Türkiye konuşuluyor. Çok bilgili görmüş geçirmiş, Almanca ve İtalyancasının oralarda eğitim gördüğü için çok daha iyi olduğunu söylüyor. Hırvatistan ile burası çok farklı deyince, tabiki biz Balkanız tıpkı sizler gibi diyor, Hırvatlar ise Avrupalı diyor. Sanırım bu doğru tanım  hiç aklımdan çıkmayacak. Bize yemek yenecek yer öneriyor ama galiba biz bulamıyoruz! Yorgunuz, limana yakın ilk bulduğumuz yere  çöküyoruz. Aşırı nem ve sıcakta balık çorbası, soğuk meşrubat, tavuk grill ve karidesli tavuk yiyoruz. Bugünkü ilk öğünümüz, sabah otobüse binmeden evvel beklerken atıştırdığımız tatlıları saymazsak. Toplam 25.50 euro veriyoruz, porsiyonlar büyük, balık çorbası taze çıkmıştı ve çok lezzetli idi, tavuk heryerde olduğu kadar lezzetli bir ekstrası yok.

DSCN0208

Şimdi artık gezi zamanı. Rehber kitabımızdan da okuduğumuz kadarı ile 15.yyın ikinci yarısında ülkenin bir kısmı Türkler tarafından ele geçirilmiş.Türkler’den sonra Avusturya ve Venedik istilaları olmuş. Daha sonra uzun bir dönem Petrovic hanedanlığı, arada yine savaşlar, Slav birleşmeleri, Yugoslavya, Sırbistan Karadağ’dan Karadağ’ın bağımsızlığına….

 

Kotor Körfezi Kotor Kalesinden Manzara

Kotor Körfezi Kotor Kalesinden Manzara

DSCN0281

Kotor, Lovcen dağları eteğinde bulunan Unesco koruması altında olan çok eski bir yerleşim yeri. Kotor körfezi sebebi ile yolcu gemilerinin ve çok lüks yatların uğrak yeri. Körfezde su acayip durgun, göl gibi yeşil bir denizi var. Kotor old townu ise artık bu coğrafyada alıştığımız usül korunmuş çok eski bir yerleşim yeri.
Kotor'da bulunan en eski kilise

Kotor’da bulunan en eski kilise

Tarihi eserleri rehber kitabımızın da yardımı ile geziyoruz. Amaçsızca ara sokaklarda geziyor mutlu oluyoruz ama havadaki nem ve sıcaklık bizi daha fazla gezdirmeyecek anlaşılan, sıcak yerden kaynıyor.

DSCN0215

DSCN0213-1

(En son resimdeki önde duran grup bir Türk grubu. Ben fotoğraf çektirirken rehber işte şu kız gibi anıta elinizi sürerseniz uğur getiriyor, diyor! Bizimkiler de hemen sıralanıyor. Her yerde olan yok köpeğin burnuna elini sür, yok başka heykelin kafasına, ayağına sür uğur olsun tarzı turistik hikayeler var anlaşılan. )

Old town dışında serin bir yer olarak Gradska Kafana’da oturup birşeyler içip (3.60 euro) Fildişi Sahilleri- Portekiz maçını seyrediyoruz. İlk izlenim olarak Kotoru yadırgamıştık, ama bu kararı bize biraz da aşırı sıcak verdiriyor galiba!.Ama peşin hükümlü olmamak lazım, hala çok mutlulukla hatırladığımız bir yer oluyor burası sonunda. Eve dönelim diyoruz  evde mini bir avlu var ve serin. Otururuz bahçede yazlıkçılar gibi  takılırız mis gibi..Giderken marketten biraz alışveriş yapıyoruz ve peynir alıyoruz. Ülkemizde özel olarak satılan ithal peynirlerin buradaki ucuz fiyatları bizi dehşete sokuyor.

DSCN0269

Biraz Vukica Teyze ile sohbet ediyoruz. Karadağ’lı kimsenin kalmadığını, yoğun yabancı emlak alımları olduğunu okumuştum deyince onaylıyor. Ruslar, İngilizler ve İrlandalıların yoğun emlak aldığını söylüyor. Karadağlılar yazın genellikle burada oluyorlarmış kışın ise Belgrad’da.(Sırbistan) Hava o kadar sıcak ki bahçemizde pek mutluyuz . Gittiğimiz yerlerde yerel insanları tanımak, dünyaya onların gözlerinden, onların yaşamlarından bakmanın keyfini paylaşıyoruz. Ben dışarı çıkalım desem de eşim; dur, teyze ile sohbet edelim diyor. Kan kaynaması bu olsa gerek!

Yarınki planımız Kotor Kalesine çıkmak (ki biraz korkutuyor beni, çok yüksekte, zorlu görünüyor) ve denize girmek.
Saat 20.30 gibi yol ve sıcağın verdiği yorgunluktan biraz uzanalım diye odaya gidiyoruz giriş o giriş gözlerimizi sabah açıyoruz!

16.06.2010 Kotor

 

Kotor Kalesi

Kotor Kalesi

Güzel ve uzuun bir uykunun ardından sabah old town önünde kurulan pazardan meyve, domates,marul filan alıyoruz, herşey hormonsuz, çok lezzetli ve çok taze.Yakındaki Panto isimli marketten feta (Yunan beyaz peyniri) ve ekmek alıp çayımızı demliyor, minik avlumuzdaki masamızda kahvaltımızı yapıyoruz. (Market 3.5, pazarda en fazla 6-7 euro tutmuştur) Bu arada dün bizi eve getiren kadın iki yabancı daha getiriyor, ben açık derme çatma mutfakta kahvaltı hazırlarken, herhalde o kadar benimsemişim ki evi, kadın “turist bu da” filan diye diğerlerine açıklama ihtiyacı hissediyor !
Pazardaki tazecik sebzeler

Pazardaki tazecik sebzeler


Allahım burası hiç öyle ahım şahım bir yer değil,  ne otellerde kaldık ama niye bu dökük köy evinde bu  kadar mutluyuz  diye konuşuyoruz, herhalde pozitif elektrik, dostluk, insan enerjisi bu hale getiriyor. İşte seyahatlerin en sevdiğim kısmı. Bir gün önce hayatında olmayan insanlar, topraklar, kokular ve bakış açıları ömür boyu hatırlanan güzel anılara dönüşebiliyor.

Kahvaltı sonrası sohbetimize teyzemiz de katılıyor. Eşim ona biz sana teyze diyoruz, annemizin kardeşi demektir diye anlatınca çok hoşuna gidiyor. Türk kahvesi içer misiniz, ben hep içerim deyince nasıl yaptığını soruyorum. Nescafe gibi kaynayan suya atıyorlarmış, ben pişireyim deyince çok seviniyor. Öğretiyorum ona da, tadı daha hoşuna gidiyor.
DSCN0225-1
KOTOR KALESİNE ÇIKIŞ:
Kotor kalesine çıkacağımızı söyleyince teyze bize naftalin veriyor, yılan için !!!

Ben nasıl yani derken açık alan sürüngenler olabilir siz bunu sürün bacaklarınıza ve cebinize koyun gelmez o zaman sürüngen birşey diyor. Yılan fobisinden kurtulalı şunun şurasında birkaç yıl olan ben iyice korkuyorum ama çıkacağız bir kere. Kaleye millet her şekilde çıkıyor ya da çıkmaya çalışıyor. Kimsenin böyle bir önlem aldığını zannetmiyorum hatta çoğu zaman gereği olmayacağından eminim ama yerel insanları dinlemekte ve İngilizce deyimiyle Country Wisdom’dan (Bizdeki kasaba bilgeliği yada eskiler ne demiş mantığı) yararlanmakta fayda var, ne olur ne olmaz.

 

Kotor Kalesine çıkış

Kotor Kalesine çıkış

St.John Kalesi veya Kotor Kalesine giriş 2 eur kişi başı. Broşürde 1350 civarı merdiven (!!!) olduğu yazıyor, girişte fizikler olarak fit değilseniz kendi riskinizde çıkarsınız, kalp hastası iseniz çıkmayın, sürüngenler olabilir gibi uyarı tabelası asmışlar. Allahım inşallah çıkabilirim. Ya Allah deyip tırmanmaya başlıyoruz.

Öncelikle şunu söyleyeyim burası pek el değmemiş bir yer. Taş patikalar kayabiliyor, normal düzenli merdivenler gibi değil, rampalar var ama biraz aktif bir kişi iseniz çıkılamayacak gibi değil. Sakın bazılarının yaptığı gibi plaj dönüşü flip flop terliklerle, sandaletlerle çıkmaya kalmayın ciddi kayabilirsiniz ki bu akıbetlere uğrayanları iniş ve çıkışta bolca gördüm..Sağlam bir spor ayakkabı giyin, şapka alın  ve yanınıza mutlaka su ve tırmanış tahmininizden uzun sürebileceğinden (dinlenme ve fotoğraf molaları sebebi ile) enerjisiz kalırım derseniz bir parça bisküvi filan alın. Yukarıda su satıcısı birileri vardı ama 5 euroya minik su satıyordu!!  Bizim gibi çok sıcak bir havada çıkarsanız kavrulacağınızı şimdiden bilin, amele yanıklarımız hala geçmedi!! Fakat yağmurda da denemeyin bence, zemin oldukça kaygan olacaktır. Bunları göz korkutmak için değil, tedbirli olmanız için söylüyorum.

Eşim gayet rahatlıkla çıkıyor haftada 3-4 gün yaptığı sporlar sağolsun!! Ben ise çevredeki çoğu insan gibi ayy şurada biraz soluklanalım, dur biraz su içeyim modundayım. Yaşlı İngiliz amcaları takdir ediyorum hatta çıkan bir çift, inen yaşlı bir çifte “We are geriatrics, we can do what anybody does”( biz geriatrikiz-65 yaş üstüne tıbben verilen ad- herkesin yaptığını bizde yapabiliriz) deyince hem takdir ediyorum hem de basıyorum kahkahayı..

Tam kaleye giriş kısmındaki sac gibi köprü de hiç sağlam gözükmemişti, hatta birisi burada resmini de koymuş.

 

Bu kiliseyi gördünüz mü yolu yarıladınız demektir:)

Bu kiliseyi gördünüz mü yolu yarıladınız demektir:)

Bu noktalar dışında ise sizi muhteşem ama muhteşem Kotor manzarası ödül olarak bekliyor. Çıkış ve iniş yaklaşık 3 saatimizi alıyor. Valla şahsım adına ben bu etkinliği muzaffer bir komutanın eşi ! edasıyla tamamlıyorum.

DSCN0290

İnince enerji ihtiyacı tavan yapmış şekilde açız. Evin avlusu şu an en serin yerdir diye düşünerek, pazardan salata için birkaç malzeme, Panto marketimizden içeceklerimizi alıp, marketin tam karşısındaki teyzenin önerdiği kasaptan ızgara tavuk alıyoruz.( 6 euro tam grill tavuk,8 euro panto market,2 euro pazar)
Teyze ilk geldiğimiz andan beri turistik yerlerde pek yemeyin, tazeliği belli olmaz tarzı uyarılar yapıyor.

DSCN0327-1

Öğlen yemeğimizi serin bahçede yiyoruz. Sonrasında Honduras maçına biraz bakıp denize girmeye gidiyoruz.
Teyze bize bir yer tarif ediyor. Plaj falan değil, biz yereller yıllardır hep orada gireriz, eski, yıkık bir otel var Hotel Fijord onun önünden girebilirsiniz diyor. Havluları alıp gidiyoruz. Bu otel de bir Amerikalı tarafından alınmış teyzenin söylediği, ama birşey yapılmıyormuş, kırık dökük duruyor, eskiden çok iyi otelmiş, alan herhalde yıktırıp yenisini yaptırır. Sahiden de burada yerel halk ve çocuklardan başka kimse yok. Deniz tertemiz..
Atlarken ağzıma su kaçıyor “aaaa tuzu nerde bu denizin” diyorum…
Göl suyu gibi, çeşme suyu gibi ama buz gibi kelimesinin hakkını sonuna kadar veriyor. Çıkarken ayağımı kayaya sürtmüşüm, hafif hafif kanıyor.

Burada vakit geçirip eve geliyoruz. Deniz sonrası rutin duş vs tamamlanınca biraz bahçede oturup birşeyler içiyoruz. Daha sonra çıkıp havanın da serinlemesi ile dolaşmaya başlıyoruz.

Gezerken bir alışveriş merkezi görüyoruz Kamelija, eksik kalmıyoruz gezmekten ve ufak tefek birşeyler alıyoruz.

Old towna gidip Galerija Scorpio’da  Uruguay-Güney Afrika maçı eşliğinde yemek yiyoruz. (2 vejeteryan pizza, meşrubatlar 18 euro) Uruguay 1-0 önde, Lugano yine muhteşem mimikleri ile kameraların önünde!

Maça bakarken sivrisinek istilasına uğramışız farkında değiliz acayip bacaklarımız kaşınıyor. Ayağım da yaralanmıştı üstüne bastıkca acıyor hem de çok …

Geceyi bitirip eve dönüyoruz.Yarın Rus  turistlerin ve Sırpların akın ettiği, Karadağın turistik başkenti diyebileceğim Budva’ya gidiyoruz.

Yazının 4.Bölümü için Tıklayın
Yazının 2.Bölümü için Tıklayın

SON YAZILARIMDAN HABERDAR OL

E-MAIL Listeme kayıt olursanız, haftalık yazılarımdan haberdar olabilirsiniz !